16 Ağustos 2015 Pazar

Evsiz Türk ABD'de pizza imparatoru oldu

Çocukken Diyarbakır'dan önce Kanada'ya sonra ABD'ye giden ve günlerce sokaklarda aç yaşayan Hakkı Akdeniz azmiyle pizza dükkanı zinciri sahibi oldu.
Evsiz Türk ABD'de pizza imparatoru oldu

Diyarbakırlı Hakkı Akdeniz, evsiz, parasız ve aç kalarak büyük çileler çektiği New York'ta azmiyle 3 kez dünya pizza şampiyonluğuna ulaşırken, yedi pizza ve bir taco dükkanı sahibi oldu.
ABD'deki hayatına, Kanada'dan New York'a kaçak girerek başlayan Hakkı Akdeniz, azmi ve çalışkanlığıyla pizza imparatorluğuna uzanan büyük bir başarıya imza attı.
Diyarbakırlı Hakkı Akdeniz, sokakta yatıp, aç, susuz kaldığı ABD'deki yaşamında, 8 restoranın sahibi olarak dünya pizza şampiyonluğuna uzanan başarı hikayesini Anadolu Ajansı muhabirine anlattı.
Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde doğan Akdeniz, 1997 yılında Kanada'ya giderek yaklaşık 4 sene üvey ağabeyinin yanında bir pizza dükkanında çalıştı. Burada zaman içinde Latin Amerikalı bir kadınla hayatını birleştiren Akdeniz bir erkek çocuğu sahibi olurken, ilerleyen yıllarda çocuğunu 10 yaşına kadar göremedi. Akdeniz oğlu 10 yaşına geldiğinde ABD Kanada arasındaki sınıra giderek tel örgüler ardında çocuğunu görebilme şansı buldu.
Kendisini karşılayacak kişiyi terminalde günlerce bekledi
Ailevi nedenlerden dolayı ABD'nin New York kentine gitme kararı alan Akdeniz,  evsiz, aç ve susuz kaldığı New York'taki ilk günlerini ise şöyle dile getirdi:
"Ağabeyimin bir arkadaşı beni otobüs durağında karşılayacaktı. Kendisini otobüs durağında yaklaşık 3-4 gün bekledim ama beni almaya kimse gelmedi. Cebimdeki para da biterken günlerce sokakta evsiz kaldım."
Akdeniz, daha sonra ABD'deki yeni hayatında günlerce sokakta yaşarken hayati tehlikeler atlattı.
Uyurken, çöplerle birlikte çöp kamyonuna atıldı
Bir gün sabaha karşı, sokakta tanıştığı Senegalli evsiz siyahi arkadaşıyla üzeri kapalı büyük bir çöp konteynerinde uyurken, konteynere yanaşan bir çöp kamyonuna, çöplerle birlikte atıldığı anda uyanarak, çöp gibi öğütülmekten son anda kurtuldu ve aynı zamanda Senegalli arkadaşının da canını kurtardı.
Kanada'daki eşinden dolayı İspanyolca öğrenmesine rağmen İngilizce bilmediğini belirten Akdeniz, New York'ta evsiz kaldığı dönemde bu yüzden çektiği eziyetin daha da fazla olduğunu ifade etti. Kendisi gibi İngilizce bilmeyen Senegalli arkadaşıyla Fransızca konuşan Akdeniz, birlikte başvurdukları evsizler barınağına, kimliği olmadığı için kabul edilmediklerini bildirdi. Akdeniz, daha sonra başka bir barınağa kabul edildiklerini belirterek burada 9 hafta kaldığını ifade etti.
Barınakta tanıştığı Türk kadın yol gösterdi
Barınakta tanıştığı evsiz bir Türk kadının barınaktan çıkıp daha farklı bir hayata adım atmasına neden olduğunu belirten Akdeniz,  evsiz kadının kendisini Manhattan'daki Sivaslı bir restoran sahibinin yanına gitmesini tavsiye ettiğini belirterek, "O da beni New Jersey'de başka bir restoran sahibi ile tanıştırarak, orada iş bulmamı sağladı" dedi.
Daha sonra bir kaç farklı restoranda çalışan Akdeniz, bu arada boks sporuyla ilgilenmeye başladı, öyle ki bu ilgisi ve disiplini çalışması onu amatör dalda ABD Altın Eldiven şampiyonluğuna ulaştırdı.
Kaburgasının kırılmasıyla boksu bırakan Akdeniz, borç parayla 2009 yılında küçük bir pizza dükkanı açarak, pizza hamuru açma işine yoğunlaştı. Akdeniz, bir çok defa bu alanda yapılan akrobasi yarışmalarına katılırken, ilk katılımda ancak 87'nci olabildi. Bu başarısızlığını kendisini yıldırmadığını belirten Akdeniz, daha sonra İtalya'da ABD'yi temsilen katıldığı yarışmada dünya birincisi oldu. Akdeniz, ABD'deki yarışmalarda da akrobatik şekilde pizza hamuru açmada 3 defa pizza şampiyonluğunu kazanmasıyla ününe ün katarken, bu arada ardı ardına açtığı pizza dükkanlarının sayısını da 7'ye çıkardı.
Bir çok magazin programı ve yemekle ilgili önemli televizyon programlarında gösteri yapan Akdeniz, gösterilerini okullarda da gerçekleştirirken, gençlere pizza yapımı hakkında bilgi veriyor.
"Sokakta yatmasaydım belki bugünleri göremeyecektim"
New York'un ünlü pizza imparatorunun sokakta aç ve evsiz kaldığı başarı hikayesi, yerel ve ulusal bir çok medyanın ilgisini çekerken, şimdiden hakkında bir takım belgesel film denemelerinin yapılmasına neden oldu.
Hayat hikayesi için, "Ben fakir olmasaydım, sokakta yatmasaydım belki bugünleri göremeyecektim, bu başarıya ulaşamayacaktım" diyen Akdeniz, sokaktaki evsiz ve dilencilere bir çok Amerikalının aksine hoşgörüyle yaklaşırken, her gün akşam kaldığı evsizler barınağına pizza dükkanlarından ücretsiz pizza gönderiyor.
Çocuğunu görebildiğini ve ona da zaman ayırmak istediğini ifade eden Akdeniz, annesini de hacca göndermiş. Akdeniz'in yeni hedefi ise yakın bir zamanda BM'ye üye ülkeleri temsilen 193 küçük pizzanın bir arada olduğu dev bir pizza yaparak Guinness Rekorlar Kitabı'na girmek. Bir başka projesi ise Türkiye'de başta Diyarbakır olmak üzere bir çok şehirde pizza okulu açmak.

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Şekere 550 milyon liralık harcama

Şekerli Mamul Sanayicileri Derneği Başkanı Kopuz, bayramlarda ikram edilen şeker ve
çikolataya yapılan harcamanın bu yıl yüzde 10 artışla 550 milyon lira olmasını beklediklerini
belirtti.
Şekere 550 milyon liralık harcama
Şekerli Mamul Sanayicileri Derneği Başkanı Şemsi Kopuz, bayramlarda ikram edilen şeker ve çikolataya geçen yıl toplam 500 milyon lira harcandığını belirterek, "Bu yıl ise söz konusu harcamanın yüzde 10 
artışla 550 milyon lira olmasını bekliyoruz" dedi.
Kopuz, yaptığı açıklamada, Türkiye'de şeker ve çikolata tüketiminin yüzde 70’inin bayramlarda
 gerçekleştiğini söyledi.
Ramazan Bayramı’nda şekerleme ve çikolata satışlarının yaklaşık yüzde 25 arttığını ifade eden Kopuz,
 en çok ikram edilenlerin renkli akide şekerleri ve çikolatalar olduğunu anlattı. Kopuz,
"Bayramda yüzde 60-65 oranında çikolata, yüzde 35-40 oranında da şeker tüketiliyor" diye konuştu.
Gıda güvenliğini çok önemsediklerini ifade eden Kopuz, sözlerini şöyle tamamladı:
"Bu konuda tüm devlet ve özel kuruluşlarıyla Türk halkı duyarlı olmalı, herkes üzerine düşeni
yapmalıdır. Çünkü bu ürünlerin nerelerde üretildiği ve içinde neler olduğu belli değildir.
Bu nedenle halkımız, ambalajlı ürünlere rağbet etmeli ve üretim izinleri olup olmadığını kontrol etmelidir.
Ayrıca satın alınan ürünün üretim ve son kullanma tarihi olup olmadığına bakılmalıdır.
Tüketicilerimiz bilinçli tercihlerle bayramın kendileri için zehir olmasını engellemelidir."

Batı Anadolu’nun su deposu Bursa’da işletme sayısı 26'ya çıktı

Marmara Bölgesi’nde işletilen su kaynaklarının büyük bölümüne sahip olan Bursa’da ambalajlı su sektörü yeni yatırımlar ile hareketlendi.
Batı Anadolu’nun su deposu Bursa’da işletme sayısı 26'ya çıktı
ESRA ÖZARFAT - BURSA 
Uludağ’da bulunan su kaynaklarının kaliteli suyundan faydalanmak isteyen girişimciler mevcut tesislere ilave olarak her geçen yıl yeni su firmaları açıyor. Batı Anadolu’nun su deposu olan
kentte işletme sayısı 6’sı doğal mineralli, 19’u doğal kaynak, biri içme suyu üreten toplam 26 işletme
 faaliyet gösteriyor. Türkiye genelinde satışa sunulan kaynak sularından Kirazlıyayla, Rioba, Sude,
Korusu, Damla, Karacakaya, Aroma Ömer Duruk, Nestle, Erikli, Özkaynak, Carrefour Discount, Kay,
Sultan, Sude 2, Elmas, Gümüş, Sırma, Pürsu, Uludağ, Alaçam Bursa’da üretim yapıyor. Sektörün
önemli bir aktörü olan doğal mineralli su segmentinde de Özkaynak, Damla, Freşa, Kınık, Sırma,
Uludağ gibi firmalar yer alıyor. 
pet-orta.png
Son 3 yılda Bursa’da 5 firma su işleme ruhsatı sahibi oldu. Orhaneli’de üretim yapan Sırma 2012’de
üretim izni aldı. Firma, 0,25 ve 1 litre pet şişe, 330 ve 750 mililitre cam şişelerde üretim yapıyor. Mustafakemalpaşa’da üretim yapan Gümüş Su da ruhsatını Temmuz 2012’de aldı. Gümüş Su; pet, dönüşümlü cam şişe, damacana ve bardakta su üretimi yapıyor. Elmas Su’yun da ruhsat tarihi Mart
2012. Derekızık Köyü’nde üretim yapan Elmas Su 19 litrelik damacana su üretiyor. Mar Tüketim
Maddeleri AŞ de İnegöl’deki Pürsu üretim iznini 2013 Mayıs ayında aldı. Bursa’da üretim yapan su                
 sektörü üreticileri arasına son olarak “Uludağ” ana markası altında 4 kategori, 15 alt marka,
30 değişik ürün ve 107 farklı ambalajı ile iç ve dış pazarlarda faaliyet gösteren Uludağ İçecek de katıldı. Çayyaka - Boğazova Köyü’ndeki kaynaktan alınan suyu Yenice tesislerinde işleyen Uludağ İçecek,
su işleme ruhsatını geçen yıl temmuz ayında aldı. 750 ve 330 mililitre cam şişelerde üretime başlayan
Uludağ, yine Endi markasıyla yakında rafl ardaki yerini alacak. 
Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Başkanı İsmail Özdemir özellikle İstanbul, İzmit, Sakarya,
Bursa, İzmir, Adana ve Antalya gibi iller başta olmak üzere Türkiye’nin hemen her bölgesinde farklı
kaynaklar bulunduğuna işaret ederek, Bursa’nın Marmara Bölgesi’nde işletilen su kaynaklarının büyük
bir kısmına sahip olduğuna dikkat çekti. Ambalajlı su sektörünün Türkiye’de geldiği noktayı da
değerlendiren Özdemir, geçen yıl Türkiye’de su pazarı hacminin yüzde 3,8’lik büyüme ile 10,7 milyar
litreye ulaştığını kayderek, bu hacmin 6,3 milyar litresinin yüzde 2,6’lık büyüme ile damacana satış kanalından, 4,4 milyar litresinin de yüzde 5,5’lik büyüme ile PET satış kanalından geldiğini söyledi.
Geçen yıl sektördeki toplam cironun yaklaşık 4,2 milyar liraya ulaştığına dikkat çeken İsmail Özdemir,
TÜİK verilerine göre toplam ihraç edilen ambalajlı suyun 250 bin 866 ton ve toplam cironun ise
42 milyon 186 bin dolar olarak gerçekleştiğini hatırlattı. Özdemir, bu yıl sonu beklentilerini de paylaştı.
 İsmail Özdemir; “Bu yıl Türkiye’de su pazarı hacminin 11,1 milyar litreye ulaşması ve toplam cironun
 yaklaşık 4,5 milyar lira olması bekleniyor. Ambalajlı su sektöründe mevcut endüstriyel kapasite kullanım oranının yüzde 40 seviyelerinde olduğu göz önüne alındığında, Türkiye’de ambalajlı su tüketiminin
artması durumunda sektör mevcut kurulu kapasite ile bu ihtiyacı rahatlıkla karşılayabilecek durumda”
 dedi.
Sektör 100 bine yakın kişiye istihdam sağlıyor
Türkiye’de 2009 yılında yıllık kişi başına ortalama tüketimin 38 litre PET, 86 litre damacana olmak üzere toplam 124 litre olduğunu ifade eden Özdemir, geçen yıl bu oranın 138 litreye yükseldiğini, bu yıl ise
143 litre olmasını beklediklerini anlattı. İtalya’da yıllık kişi başı tüketimin 186, Almanya’da 173,
Belçika’da 132, İspanya’da 115 litre olduğunu aktaran (SUDER) Başkanı İsmail Özdemir
Türkiye’de ambalajlı su tüketiminin AB’deki tüketim seviyelerine yaklaştığını söyledi. Özdemir
günümüzde 4,1 milyar TL’lik bir ekonomi ortaya koyan sektörün 11 bini doğrudan olmak üzere
 toplamda 100 bine yakın kişiye istihdam olanağı sağladığını söyledi.

11 Ağustos 2015 Salı

Zeytinyağı alacaklara önemli uyarı

Yol kenarında satılan zeytinyağların ciddi sağlık riski taşıdığı iddia edildi
Zeytinyağı alacaklara önemli uyarı
Zeytindostu Derneği Başkanı Abidin Tatlı, yaz aylarında özellikle güneş altında satışa sunulan zeytinyağı için sızma kalitesinden bahsedilemeyeceğini belirterek, yol kenarından satın alınan yağların ciddi sağlık riski taşıdığını bildirdi. 
Tatlı, yaptığı açıklamada, bayram tatili dolayısıyla tatil beldelerine gelen vatandaşların, özellikle zeytin, zeytinyağı gibi ürünleri yerinden ve ilk elden, seyahat güzergahlarında bulunan yol kenarlarındaki satıcılardan alma hevesinde olduğunu ifade ederek, bu durumun ciddi sağlık riski taşıdığını vurguladı. 
Yaz aylarında özellikle güneş altında satışa sunulan zeytinyağı için sızma kalitesinden bahsedilemeyeceğinin altını çizen  Tatlı, şunları kaydetti: 
"Zeytinyağı hassasiyetle korunup, ambalajlanıp, satışa sunulması gereken hassas bir gıdadır. Et ve süt gibi son tüketiciye ulaştırılana dek hassasiyetle izlenebilmelidir. Zeytinyağının bir gıda olduğunu unutmamalıyız. Olumsuz depolama ve ambalaj koşulları hızlı bir şekilde zeytinyağını etkiler ve bozulmasına neden olur. Genelde yaz aylarında tatil bölgelerinde; yol kenarlarında satışa sunulan markasız, plastik meşrubat şişelerinde satılan zeytinyağları; iyi, kaliteli, gerçek bir zeytinyağından beklenen özelliklerde olmadığı gibi ciddi sağlık riskini de beraberinde taşımaktadır. Belirttiğimiz noktalarda, sıcak altında, sağlıksız ambalajlarda satılan zeytinyağları her türlü denetimden de uzak olduğu için tağşiş (daha ucuz bitkisel yağlarla karıştırılmış) riskini de taşımaktadır. Böylelikle kalitesiz ürüne ederinden fazla para ödeyerek cebinize, kalitesini bilmediğiniz kontrolsüz ürünü de alarak sağlığınıza zarar vermektesiniz." 

Türkiye'nin bal ihracatı 4 yılda katlandı

Türkiye'nin bal ihracatı geçen yıl 2011'e göre 3,6 kat artarak yıllık yaklaşık 19 milyon dolara ulaştı
Türkiye'nin bal ihracatı 4 yılda katlandı
Dünyanın en büyük ikinci bal üreticisi konumundaki Türkiye'nin bal ihracatı, 4 senede 3,6 kat artarak yıllık yaklaşık 19 milyon dolara ulaştı. Türk arıcılar, 4 yılda yurtdışına satılan yaklaşık 11 bin ton balın yüzde 67'sini Almanya ve ABD'ye ihraç etti.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Birleşmiş Milletler (BM) Ekonomik ve Sosyal İşler Departmanı'nın verilerine göre, 2011-2014 döneminde bal üretiminin artması sayesinde bal ihracatı önemli oranda artış gösterdi. Dünya bal ihracatında 2010'da 37'nci sırada olan Türkiye, 2014'ün sonu itibarıyla 24'üncülüğe yükseldi.  
Bal ihracatından 2011'de 5 milyon 206 bin, 2012'de 6 milyon, 2013'te 12 milyon 956 bin, 2014'te 18 milyon 919 bin dolar gelir sağlandı. 
Son 4 yıllık periyotta farklı coğrafyalardan 38 ülkeye 10 bin 899 ton bal satan Türk arıcılar, ülke ekonomisine 43 milyon dolarlık katkı verdi. Aynı dönemde ithal edilen bal miktarı ise 11 ton, buna ödenen meblağ da 68 bin dolar oldu.  
İhraç edilen balın 9 bin 175 tonunu süzme, bin 724 tonunu da petek bal oluşturdu. Yurtdışına satılan balın kilogram başı ihraç değeri de 3,95 dolar olarak gerçekleşti.  
İhracatın yüzde 67'si Almanya ve ABD'ye 
Türk arıcılar 2011-2014 döneminde yurtdışına satılan yaklaşık 11 bin ton balın yüzde 67'sini  dünyanın en büyük bal ithalatçıları olan Almanya ve ABD'ye gerçekleştirdi.  
Miktar olarak en fazla ihracat ABD'ye yapılmış olsa da en çok gelir Almanya'dan elde edildi. Almanya'ya satılan 2 bin 807 ton bal karşılığında 15 milyon 21 bin dolar gelir sağlandı.   
Bal ihracatında ikinci sırayı alan  ABD'ye son 4 yılda 5 bin 156 tonluk bal ihracatı gerçekleştirildi. Bu ticaretin parasal karşılığı 13 milyon 985 bin dolar oldu.  
Türkiye'nin bal ihracatında önemli bir yer tutan Suudi Arabistan'a da arıcılar, 2011-2014 döneminde 558 ton bal ihraç ederek  2 milyon 894 bin dolar kazandı. Suudi Arabistan'ı 1 milyon 982 bin dolarla Belçika, 1 milyon 834 bin dolarla KKTC, 1 milyon 803 bin dolarla Irak, 856 bin dolarla Çin takip etti. 
Üretilen balın yüzde 97'si iç pazarda tüketildi 
Türk arıcılar, 2011'de 94 bin 245 ton, 2012'de 89 bin 162 ton, 2013'te 94 bin 694 ton, 2014'te 102 bin 486 ton olmak üzere 4 yılda toplam 380 bin 587 ton bal üretti. 
Geçen yıl sonu itibarıyla kovan sayısının 7 milyon 60 bin 973 olduğu Türkiye'de kovan başına verim 14,5 kilogram oldu. Buna göre, söz konusu dönemde üretilen balın yaklaşık yüzde 3'ü ihraç edilirken, yüzde 97'si ülke içinde tüketildi.    
"Balı kavanozla gönderiyoruz" 
Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Bahri Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Çin'in ardından dünyanın ikinci büyük arıcılık ülkesi olduğunu söyledi. 
AB ülkelerinin 240 bin, ABD'nin 105 bin, Japonya'nın 60 bin ton civarında bal açığının olduğunu dile getiren Yılmaz, dünyada üretilen balın üçte birinin ticarete konu olduğunu ve bunun neredeyse tamamının söz konusu ülkeler tarafından ithal edildiğini anlattı. 
Yılmaz, son 5 yıldır yaptıkları çalışmalar sayesinde Türk balının kalitesini üst düzeye çıkardıklarını ve üretimi arttırdıklarını vurgulayarak, "Daha önce yurt dışına varille 13-14 bin ton bal gönderiyorduk ve kazandığımız döviz 25 milyon dolardı. Son 5 yıldır üreticilerimizin balı kavanozla satması için çaba gösteriyoruz. Şimdi kavanozla gönderdiğimiz için daha az bal ihraç etmemize rağmen aynı döviz rakamlarını yakalamış durumdayız. Bu sayede katma değerimizi de arttırmış bulunuyoruz" diye konuştu.   
Türk insanının balı çok sevdiğini, bu yüzden ürünlerin çok büyük bir kısmının iç pazarda tüketildiğine dikkat çeken Yılmaz, "Önümüzdeki 5 yıl içinde kovan başı verimi 35-40 kilograma çıkarmayı hedefliyoruz. Böylece üretimi iki katına yükselterek daha fazla ihracat yapma imkanımız olacak. O zaman ihracatta da dünya ikinciliğine yerleşiriz" dedi. 

21 Temmuz 2015 Salı

'Bu yıl kayısı doya doya tüketilecek'

Malatya'da geçen yıl yaşanan zirai don nedeniyle kilosu 10-15 lira aralığında satılan yaş kayısı, bu sene yarı fiyatına tezgahlardaki yerini aldı
'Bu yıl kayısı doya doya tüketilecek'
Türkiye kuru kayısı üretiminin yüzde 90'ının, dünya kuru kayısı üretiminin ise yüzde 70'inin gerçekleştirildiği Malatya'da, bu yılın ilk mahsulü ürünler satışa sunuldu.
Geçen yılki zirai dondan yüzde 95 seviyelerinde etkilenen kayısıda bu yıl 300 bin ton rekolte beklenen Malatya'da kayısı, geçen yıla oranla üreticinin de tüketicinin de yüzünü güldürdü.  
Yeşilyurt Ziraat Odası Başkanı Doğan Solmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, geçen sene yaşanan zirai don nedeniyle yaş kayısının 10-15 liradan pazarda yer aldığını anımsattı.
 Bu yıl ise henüz çok yeni piyasada sunulmasına rağmen esnafın yaş kayısının kilosunu 5-6 lira civarında sattığına dikkati çeken Solmaz, şunları kaydetti:
"Bu da üreticinin elinde 3-3,5 civarında alınıyor demektir. Tüketicilerimize sunduğumuz kayısıdan dolayı biz çok mutluyuz. İnşallah bu Malatya piyasamıza, pazarımıza, ekonomimize bir canlılık getirir. Şu anda tahmini yaş kayısı rekoltemiz 250-300 bin ton civarındadır. Bu da 40-50 bin ton kuru kayısıya tekabül etmektedir."
Geçen sene fiyatların yüksek olması nedeniyle vatandaşların kayısıyı tadımlık yediğini hatırlatan Solmaz, "Bu yıl yaş kayısı 5-6 lira civarında parekende satılmaktadır. İnsanlarımız kayısıyı doya doya tüketecek, ramazan dolayısıyla akşam inşallah sofralarından eksik etmeyecek" dedi. 
Solmaz, ilerleyen günlerde bu fiyatların daha da düşeceğini kaydetti.
Vatandaşlardan yoğun talep var
Kayısı satışı yapan esnaf Ercan Öztürk de bu yıl fiyatların makul olması ve hasat döneminin ramazana denk gelmesi dolayısıyla  vatandaşların kayısıya yoğun talep gösterdiğini belirtti.  
Vatandaşların günlük tüketimin yanı sıra başka şehirlerdeki yakınlarına, sevdiklerine de kayısı gönderdiğini anlatan Öztürk, satışlardan çok memnun olduklarını dile getirerek, "Geçen yıl günlük 100 kilo satışımız yokken bu yıl fiyatların makul olmasından dolayı bir tona yakın yaş kayısı sevkiyatı yapıyoruz. Ondan dolayı da Malatya ekonomisine çok büyük katkısı var" diye konuştu. 
Kayısı ihracatçısı Kadir Karadağ ise bu yıl kayısı piyasasının çok güzel başladığını söyledi. Geçen yıl kayısı olmadığı için vatandaşların da alım gücünün olmadığını anımsatan Karadağ, ihracatın da geçen yıl sınırlı olduğunu dile getirdi. Bu yılki kayısıların "birinci sınıf" kalitede olduğunu ifade eden Karadağ, kayısı fiyatlarının şu anda 5-6 liraya satıldığını kaydetti.
Vatandaşlardan Kemal Bekirhan, bu yıl fiyatlar uygun olduğu için 3 kilogram yerine 10 kilogram kayısı almaya karar verdiğini söyledi. 
Malatya kayısısının çıktığını öğrenen yakınlarının da kendisine hemen yaş kayısı siparişi verdiğini aktaran Bekirhan, "Şimdi 15 kilo aldım Ankara'ya göndereceğim. Kayısı güzel, fiyatı da uygun. Geçen sene bu kayIsıyı 15-20 liraya alamıyorduk, bu sene 5-6 lira. Kayısı daha da ucuzlayacak. Birkaç güne 3-4 liraya inecek" dedi.

Kırmızı ette fiyat endişesi büyüyor

Kırmızı et tüketiminin en yoğun olduğu döneme girildi. Ramazan ayının başlaması, turizm sezonunun açılması ve Kurban Bayramı’nda ihtiyaç duyulacak kurbanlık hayvan nedeniyle kırmızı et fiyatının artacağı endişesi yaşanıyor
Kırmızı ette fiyat endişesi büyüyor
ALİ EKBER YILDIRIM - İZMİR
Kırmızı ette bir kez daha yüksek fiyat endişesi yaşanıyor. İlk olarak 2008 yılında çiğ sütte yaşanan kriz sonucu 1 milyonu aşkın inek kesildi. Kriz bir yıl sonra kırmızı et fiyatlarına yansıdı. Yükselen et fiyatındaki artışı durdurmak için, kasaplık hayvan, besilik hayvan ve karkas et ithal edildi. Yaklaşık 5 yıldır ne zaman kırmızı et fiyatı artsa ithalat gündeme geliyor. İthalatın yapılabilmesi için gümrük vergisi oranlarında sürekli değişiklikler yapılıyor. Şu anda besilik dana ithalatı yapılıyor. Ancak, dövizdeki artış ve yurtdışındaki fiyatlarında yükselmesi nedeniyle ithalatçılar gümrük vergisinin düşürülmesini istiyor. 
Talep artarsa fiyat yükselecek 
Kırmızı et tüketiminin en yoğun olduğu bir döneme girildi. Ramazan ayının başlaması, turizm sezonunun açılması ve Kurban Bayramı’nda ihtiyaç duyulacak kurbanlık hayvan nedeniyle talepte artış bekleniyor. Bu artışa bağlı olarak fiyatın yükseleceği endişesi var. Türkiye Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği (SETBİR) Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Özşenoğulları, zamanında önlem alınmazsa 2009’dakinden daha ağır bir kriz yaşanacağını ileri sürdü. Canlı dana fiyatının kilo başına 16-17 liraya, dana bıçak fiyatının ise ortalama 24 liraya çıktığını hatırlatan Özşenoğulları, “Yaz sezonu başladı. Hem ramazan ayındayız, hem de turizmde hareketlilik var. Kurban Bayramı öncesinde kurban talebi ile talebin en üst düzeye çıkacağı bir döneme gireceğiz. Bu nedenle 2009’daki gibi büyük bir kriz yaşanmaması için şimdiden önlem alınması gerekiyor. Biz kesinlikle karkas et ithalatı istemiyoruz. Besilik dana ithalatında yüzde 15 olan gümrük vergisi yüzde 10’a düşürülmeli. Gerekirse bir süreliğine sıfırlanmalı. Daha sonra ihtiyaç duyulursa tekrar vergi yükseltilir” dedi. 
1 milyon hayvana ihtiyaç var 
Bu yıl havaların geç ısındığını ve beklenen talebin geciktiğini vurgulayan Özşenoğulları, Türkiye’nin 1 milyon besi danasına ihtiyacı olduğunu bunun bir seferde ithal edilmesinin mümkün olmadığını, 12 aya yayılarak yapılması gerektiğini söyledi. Ramazan ayı, yaz sezonu ve kurban öncesi piyasanın sıkışmaması için hemen önlem alınmasını öneren Özşenoğulları, “Bugün ithalat için karar verseniz, Avustralya ve Uruguay ithalat için uygun. Hayvan seçimi yapıldıktan sonra 25-30 gün yol sürüyor. Türkiye’ye getirildikten sonra 21 gün karantina süresi var. Ayrıca 3 ay ithal edilen besilik danayı kesemiyorsunuz. Dolayısıyla Kurban Bayramı’na yetişmeyecek. Sonrası için önlem alınmış olur” diye konuştu. 
Yetiştirici ithalat istemiyor 
Türkiye’nin en önemli besi merkezi Kars, Ardahan, Ağrı, Erzurum ve diğer bölgelerdeki yetiştiriciler ise, içeride yeterli sayıda hayvan olduğunu, ithalata gerek olmadığını savunuyor. Gümrük vergisinin düşürülmesi halinde yerli üretimin büyük krize sürükleneceğini belirten Kars’ın en büyük besicilerinden Ali Çelik, “Türkiye’de yeterli hayvan var. Besilik dana ve karkas et fiyatında söylendiği gibi bir yükselme yok. Şu anda dana yağlı kesim kilosu 22 lira, yağsız kesim 24 lira. Daha önce 25-26 liraya çıkmıştı. Yazın gelmesi ve hayvan kesimindeki artışa bağlı olarak fiyat bir miktar geriledi. Çünkü küçükbaş hayvan kesimi de arttı. Iğdır, Diyarbakır gibi bölgeler devreye girdi. Yaz dönemi küçükbaş et tüketimi artar. Söylendiği gibi küçükbaş hayvan etinin pazar payı yüzde 10’larda değil, yüzde 25’lerde. Yaz dönemi bu yüzde 30’un üzerine çıkar. Piyasa tam dengeli bir duruma ulaşmışken ithalat yapmak yerli üretimi bitirir” diye konuştu. 
Merada 1 milyon hayvan var 
Kars ve Ardahan bölgesinde merada 1 milyon baş besi hayvanı olduğunu ve bunun da en az 600 bin başının piyasaya sunulacağını anlatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin ihtiyacı 3 milyon baş. Yalnızca Kars ve Ardahan’da 1 milyon baş var. Erzurum, Van, Ağrı gibi diğer büyük merkezleri de hesaba katınca yeterli hayvan var. Beklenmedik zamanda meradan hayvan alanlar, yani yatırım yapmıştır, hayvan almak zorundadır. Meradan alınca hayvan pahalı gelmiş olabilir. Ama normal şartlarda hayvan alanlar uygun fiyata alıyor. Besilik hayvan satışının en yoğun olduğu dönem Kurban Bayramı’nı da içine alan döneme denk geliyor. Bu nedenle bir fiyat artışı beklemiyoruz. Çünkü arz yükselirken fiyat artmaz. Fakat tamamen ithal hayvana dayalı besicilik yapanlar ve büyük işletmeler ithalat beklentisine girdikleri için sıkıntı yaşıyor. Çok düşük kapasite ile çalışıyorlar. Bu beklenti doğru değil. Fransa’dan besilik dana ithal edildiğinde Türkiye’ye girişi net kilo başına 16 liraya geliyor. Kars’ta da 1.sınıf hayvan aynı fiyata satılıyor. İthalat beklentisine girmeyip, iç piyasadan hayvan alıp besicilik yapanlar hızla büyüyor. Biz Türkiye’nin birçok bölgesine hayvan temin ediyoruz. Daha önce bizden 100 baş besi danası alanlar şimdi 300-400 besi danası alıyor. Ayrıca bakanlığın kırsal kalkınma destekleri ve Avrupa Birliği Kırsal Kalkınma Destekleri (IPARD) ile çok sayıda yeni işletme kuruluyor. Genellikle 250 başlık kurulan bu işletmeler hayvan alımını bizden yapıyorlar.”
Et sanayicisi vergi indirimi istiyor 
Kırmızı et sanayicileri, et üreticileri, perakendeciler ve ithal hayvanla besicilik yapanlar kırmızı et fiyatının artmaması için besilik dana ithalatına uygulanan yüzde 15 gümrük vergisinin düşürülmesini, gerekirse sıfırlanmasını istiyor. 
Yetiştiricilere göre yeterli hayvan var 
Kars, Ardahan, Ağrı, Erzurum ve diğer bölgelerde besilik hayvan yetiştirenler ise Türkiye’de yeterli hayvan olduğunu, ithalata gerek olmadığını, gümrük vergisinin düşürülmesi halinde yerli üretimin büyük krize sürükleneceğini iddia ediyor. 
Ucuzluk tüketiciye yansımıyor 
Girdi maliyetlerinin sürekli arttığını, ithalat baskısı ile besiciliğin her geçen gün daha zor bir sürece girdiğini anımsatan Çelik, “Geçmişte hayvan ithal edildi. Ucuz et ithal edildi. Ama bu ucuzluk tüketiciye yansımadı. Ucuza getirilen et, tüketiciye pahalıya satıldı. İthalat günü kurtarma politikasıdır. Günü kurtarmak isteyenler ve ithalattan zengin olanlar tekrar ithalat istiyor. Yeni bir ithalat kalan yetiştiricileri de sektörün dışına iter. Doğu ve Güneydoğu boşalır. Herkes büyük kentlere göç eder” görüşünü dile getirdi.
lqwkenhl.png