28 Şubat 2014 Cuma

İlaç devi Bayer'den itiraf: Kanser ilacını zenginler için geliştirdik


Bayer firmasının kanser ilacı Nexavar için hasta başına yılda 67 bin dolar talep ettiği belirtildi. Firmanın CEO'su Marjin Dekkers, 'İlacı Hintliler için değil, zengin Batılılar için geliştirdik' dedi


Birçok sivil toplum kuruluşu, Bayer CEO'su Marijn Dekkers’in “Biz bu ilacı Batılı zenginler için ürettik” açıklamaları nedeniyle dava açacağını açıkladı. Bayer yetkilileri Dekkers’in açıklamalarının yanlış anlaşıldığını iddia etse de bu açıklama kabul görmedi. Dekkers’in geçen aralık ayında FT Pharma Konferansı’nda yaptığı konuşmadaki sözleri, haftalık Amerikan dergisi Business Week’in bu sözlere son sayısında yer vermesiyle duyuldu. 

Habertürk'te yer alan habere göre, Hindistan hükümetinin böbrek, karaciğer ve tiroit kanseri tedavisinde kullanılan ilacın patentsiz üretimine izin vermesine tepki gösteren Dekkers, bunun aslında “hırsızlık” olduğunu ileri sürdü ve “Biz bu ürünü Hindistan pazarı için geliştirmedik. Bu ürünü doğrusunu söylemek gerekirse Batı’daki bunu alabilecek maddi güce sahip insanlar için geliştirdik” ifadesini kullandı. Bayer firmasının söz konusu kanser ilacı için hasta başına yılda 96 bin dolar talep ettiğine, Hindistan’da da üretilmeye başlanan ilacın ise sadece 177 dolara satıldığına dikkat çekildi.

26 Şubat 2014 Çarşamba

2050’LERDE HANGİ GIDALARI, NE MİKTARDA TÜKETECEĞİZ?

Küresel ısınma başta olmak üzere, artan nüfus ve yükselen refahla birlikte daha fazla günlük kalori gereksinimi gibi birçok nedenle 2050’lerde bugünkü üretilen gıda maddeleri miktarının %50-%70 artırılması gerektiği öngörülmektedir.



Küresel ısınma başta olmak üzere, artan nüfus ve yükselen refahla birlikte daha fazla günlük kalori gereksinimi gibi birçok nedenle 2050’lerde bugünkü üretilen gıda maddeleri miktarının %50-%70 artırılması gerektiği öngörülmektedir. Fakat nüfus artışından kaynaklanan kişi başına yıllık tarım alanlarındaki dramatik düşüş ilgilileri gerçekten düşündürmektedir.  Nitekim şu anda her yıl işlenen 1,38 milyar hektar araziden bir kişiye düşen pay, 1960’larda 4,5 dekar (4500 m2) iken 2010 yılında 2,4 dekara düşmüş, 2050 yılında da 1,8 dekara inmesi beklenmektedir. Peki bu açık nasıl kapatılabilecektir? Yalnız birim alandan kaldırılacak ürünün, yani verimin artırılması çare olabilir mi? İşte burada tarım stratejistlerinin gelecekte hangi tarım ürününün ne miktarda tüketilmesinin beklendiğini bilme zorunluluğu öne çıkmaktadır. Bu soru başta FAO, Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD), Dünya Gıda Programı (WFP), Dünya Kaynaklar ıEnstitüsü (WRI) ve CGIAR gibi çok sayıda uluslar arası kuruluş raporlarında yanıt bulmaktadır.  Çizelgeden de anlaşılacağı gibi ana ürünlerin 2005, 2006 ve 2007 yıllarında kişi başına yıllık tüketim ortalamaları ile 2050 yıllarında beklenen değerler ele alınmış ve farkların, gözlenen değerlere oranı (%) hesaplanarak son sütundaki çarpıcı verilere ulaşılmıştır. Bu rakamlara dayanarak, hangi ürünlerin daha çok tüketileceği kolayca anlaşılmaktadır. Bu verilere göre gelecekte bazı ürünlerin araştırmasına, yatırımına ve üretimine öncelik verebiliriz.

AB 2007’de işleme koyduğu 7. Çerçeve araştırma projelerinde bilme dayalı biyoekonomik projelerinde önceliği baklagil ağırlıklı bitkilere vermiştir[1]. Bu yaklaşımda ilke, Akdeniz diyetinin temel gıdası olan bu ürünün, özellikle kuzey Avrupa’ya yayılması ve sağlıklı beslenme açısından toplumuna sahip çıkarken, sağlık giderlerini de azaltmaktı. Bu örnekten hareketle, çizelgedeki oranları ülkemiz tarımı için tek tek ele alalım:
*      Önce kişi başına yıllık kilokaloride beklenen artışa bir göz atalım: 2772’den 3070’e çıkması beklenen bu enerjinin karşılanması için, gerek bitkisel ve gerekse hayvansal gıda tüketiminde artışlar yaşanacağı ve bu nedenle söz konusu ürünlerin diğerlerine nazaran öne çıkacağı bir gerçektir.
*      Tahıl tüketiminde sanki bir değişim olmayacakmış gibi görünen “%1” aslında biraz yanıltıcı. Çünkü Çin gibi yüksek nüfuslu bir ülke hızla buğdaydan pirince geçişi izlediğimiz bu günlerde, tahılların içinde ayrı bir değerlendirme yapılmasını zorunlu kılıyor. Nitekim Türkiye’de de kentleşmeden de kaynaklanan nedenle, yıllık kişi başına pirinç tüketiminin son 30 yılda iki misline çıktığına bu linkte detaylı olarak değinmiştir.  
*      Kişi başına yıllık şeker tüketiminin belirtilen süre içerisinde 22 kg. dan 25 kg. a çıkmasının beklenmesi sakın şeker pancarı üreticilerini sevindirmesin. Çünkü şeker kaynağı olarak şeker kamışı öne çıkacaktır. Hatta şeker pancarı, ekim alanı daralacak tek kültür bitkisi olacaktır.
*      Baklagil tüketiminde bir kg.lık artış aslında bu gurup bitkilerin %15 artışı anlamına gelmektedir.
*      Çizelgede en fazla artış beklentisi bitkisel yağlarda izlenmektedir. İthalatçısı olduğumuz bu katagori için Türkiye’nin özel stratejiler geliştirmesi gerekecektir.
*      Et ve süt konusu tartışılmaz tüketimi artması beklenen gıda kaynaklarıdır.  

Bu gıda katagorilerinin beklenen artışlarına göre her ülkenin gerekli yatırım ve araştırmalara yeniden yön vermesi gereği karşımıza çıkıyor. Peki, politikacısından bürokratına, bilim adamından, yatırımcı özel sektörüne bu detaylara ne oranda vakıfız? Geleceğin planlanmasında zaten adı geçen şahıs ve birimler değil de “düşünce kuruluşları” görev üstlenmişlerdir.

Daralacağı beklenen ekim alanlarına karşın daha fazla üretmek için birim alandan daha fazla verimi sağlayacak biyoekonomik araştırmalar için bütün ülkeler adeta yarış içindedirler. Diğer taraftan küresel ısınma ile birlikte oluşacak koşullara uyabilecek yeni çeşitler (bakınız) için her ülke bitki ıslahına yönelik çok farklı sistemler-stratejiler geliştirmek zorundadırlar. Nitekim BRIC ülkeleri tarımsal araştırma sistemlerini adeta yeniden yapılandırmışlardır. BREZİLYA tohum ıslahının önemini fark eden ilk gelişmekte olan ülke olarak- Tarım Bakanlığı, Tohumculuk sektörünü ve Üniversiteleri Tarımsal Araştırma Konseyi “EMBRAPA” adı altında toplamıştır. Bu kuruluş Brezilya’nın birçok üründe dünya pazarında lider olmasını sağlarken, yalnız “çeşit geliştirme” ile de kalmamıştır. Geliştirilen çeşitler öylesine agronomik olanaklara fırsat yaratmıştır ki, üreticisine bir yılda iki soya ve bir yılda “buğday + soya” yani aynı araziden yılda iki ürün alma fırsatı sağlamıştır (bakınız).

Hindistan tarımsal araştırmalarını ICAR (Hindistan Tarımsal Araştırma Konseyi) 59 enstitüsü, 69 Ziraat Üniversitesi ve  636 istasyonu ile  onlarca kültür bitkisinde biyotek çeşit adayları ile ülkenin yarınları için gerekli yeni çeşit gereksinimini karşılamaktadırlar 

Peki, Türkiye onlarca Ziraat Fakültesinde (biyoloji bölümlerini de unutmayalım) çalışan binlerce araştırıcıyı devreye sokmayarak, yani bir ulusal “Tarımsal Araştırma Konseyini” hala kurmadan geleceğin yeni çeşitlerini nasıl geliştirecek? Batıda var olan özel bitki ıslahı kuruluşları genelde Üniversite kaynaklı “melek yatırımcılarca”  kurulmuştur. Tabii ki Üniversitenin devrede olmadığı genetik çalışmalar, gerekli yarı-yol materyali sağlayamayacaktır. İşte royalite de (ıslahçı hakkı) ödenerek ithal etmek zorunda kaldığımız TOHUMUN çözülemeyen sorunu burada başlıyor.
Prof. Dr. Nazimi Açıkgöz

25 Şubat 2014 Salı

Nişasta Bazlı Şekerler Yüzyılın En Büyük Felaketi


Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök, son günlerde gıda sektörüne yönelik arka arkaya gündeme gelen olumsuz haberlerin bir taraftan tüketicilerin güvenini zedelerken, günlük hayatta sık kullanılan ürünlerde sağlığa zararlı maddelerin bulunmasının da bir o kadar insanlar üzerinde tedirginlik doğurduğunu bildirdi.


İsa Gök, gıda skandallarına her gün bir yenisinin eklendiği günümüzde özellikle piyasada satılan balların sahte olduğu yönündeki iddialar ile zeytinyağında hile şüphesi, salam, sosis ve sucuklarda virüse rastlandığına ilişkin haberlerin tüketicilerin sektöre olan güvenini kaybetmesine neden olduğunu söyledi. Gök, "Gelinen noktada insanların kafasında 'Biz artık hangi ürüne, nasıl güveneceğiz?' şeklinde de birtakım soru işaretleri bırakmıştır. Geçtiğimiz günlerde hammaddesi bir böcek olan ve kola, çikolata, bisküvi, sakız, dondurma, meyve suyu, yoğurt ve daha birçok ürünün renklendirilmesinde kullanıldığı iddia edilen karminin gündeme taşınması konunun önemini bir kez daha gözler önüne sererken, karmin içerikli ürünlerin Türkiye'de de birçok firma tarafından gıda üretiminde kullanıldığına dikkat çekilmesi sağlığımızın hangi boyutlarda tehdit edildiğini de açıkça ortaya koymuştur. Bütün bu gelişmeler yaşanırken, Türk Gıda Kodeksi'nin bu tür katkı maddelerine davetiye çıkartan yaklaşımı ise tartışmanın bir başka boyutuna işaret etmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Söz konusu karmin maddesinin dışında merdiven altı imalat ve nişasta bazlı şekerlerin kotalarının her yıl Bakanlar Kurulu'nca arttırılması ile meydanı boş bulan NBŞ kartelleri reçelden bala, şekerlemelerden çikolata ve süt ürünlerine kadar birçok gıdanın üretiminde insan sağlığı gözetmeden mısır şurubunu kullanabilmektedir."
"NBŞ ŞEKERDEN YÜZLERCE KAT DAHA TATLI"
"Şekerden yüzlerce kat daha tatlı olan ve sağlığımızı olumsuz etkileyen yapay tatlandırıcıların ithalatındaki artışın temel nedeni şekere göre çok ucuz olmasıdır " diyen Gök, Amerika'da bir dönem yasaklanan, kansere neden olduğu iddia edilen, diyetisyen ve doktorlar tarafından kullanılmaması tavsiye edilen yapay tatlandırıcıların Türkiye'de özellikle büyükşehirlerde tezgahlarda çok ucuz fiyatlara açıktan satıldığını bildirdi. Gök şunları söyledi:
"Bu ürünlerin ithalatını her yıl daha da artırmaktadır. Mesela, kimyasal tatlandırıcılardan aspartam ve sakarin, market raflarındaki diyet kola, düşük kalorili yoğurt ve şekersiz sakızın yanı sıra açıktan satılan baklava, reçel, helva ve süt tatlıları gibi birçok üründe rahatlıkla şeker yerine geçerken, insanlarımız aldığı birçok ürünün içinde kimyasal tatlandırıcı kullanıldığını bilmemekte, ucuz olduğu gerekçesiyle bu ürünleri tercih etmektedir. Oysaki işin sağlık boyutu dikkate alındığında on kat daha ucuza alınan ürünün sağlığımız üzerindeki olumsuz etkisi sebebiyle cebimizden kat kat daha fazlası çıkarak, bedelini vücudumuz ödeyecektir. Yani ucuz etin yahnisi bize çok pahalıya patlayacaktır."
"NBŞ'LER YÜZYILIN EN BÜYÜK FELAKETİ"
Açıklamasında "Bize göre sağlık boyutuyla yüzyılın en büyük felaketleri arasında sayabileceğimiz nişasta bazlı şekerlerin günlük hayatta tükettiğimiz ürünlerin imalatında kullanılması gelecekte insan sağlığının önü alınamayacak boyutlara ulaşmasına neden olabilecektir" diyen Şeker-İş Sendikası Başkanı Gök, şeker pancarından elde edilen doğal şeker yerine farklı işlemlerden geçirilerek enzimlerine ayrıştırılan mısır şurubunun kullanılmasının başta obeziteye bağlı olmak üzere birçok hastalığa davetiye çıkardığının uzmanlar tarafından bildirildiğini söyledi. Gök, "NBŞ üretimiyle ülkemizde doğal şeker üretimine de darbe vurulmaktadır. Tatlandırıcıların kontrolsüz üretimi ve ithalatı, bavul ticareti ve sınır ticareti yoluyla ülkemize fazla miktarda girmesi engellenmediği taktirde şeker fabrikalarının kapanmasının yerli katma değer kaybının ve sektörden ekmek yiyen milyonlarca insanın iş ve aşını kaybetmesinin önüne de geçilemeyecektir. Önü alınamayan tatlandırıcı ithalatı ve NBŞ kotalarının her yıl Bakanlar Kurulu'nun inisiyatifi ile artırılması, beraberinde piyasada insan sağlığını olumsuz etkileyen katkı maddeli sahte bal, reçel, kola, meyve suyu gibi daha sayamadığımız birçok ürünlerin boy göstermesine sebebiyet verebilecektir. Alınması gereken tedbirlerin en başında ise ilgili bakanlıkların yapay tatlandırıcıların ithalatı ve nişasta bazlı şekerlerin kotalarını ülkemiz insanının sağlığı adına yeniden gözden geçirerek, NBŞ kotalarını AB ülkeleri seviyesine çekmesi ve halkın sağlığıyla oynayanlara en ağır cezai müeyyideleri uygulaması gelmelidir. Aksi taktirde NBŞ'lerde her kota artırımı karşımıza sahte bal gibi çok farklı ürünleri de çıkartacak, Türkiye'nin sağlığı giderek bozulacaktır" dedi. 

Sütte inanılmaz iddia


"Süt bozulmasın diye çamaşır sodası katıyorlar."


Bursa'nın İnegöl İlçesi'nde, Süt Üreticileri Birliği Başkanı Şaban Çetizli, ilçedeki bazı üreticilerin, sütün bozulmaması için içerisine çamaşır sodası kattıklarını iddia ederek bunun kontrol edilebilmesi için kaymakamlıktan analiz cihazı almasını istedi.

DHA'nın haberine göre İnegöl Kaymakamı Aziz İnci ve İlçe Tarım Müdürü Mahmut Doğru, tarımla ilgili sıkıntıları dinlemek içinSüt Üreticileri Birliği Başkanı Şaban Çetizli ve yönetim kurulu üyelerini ziyaret etti. ZiyaretteSüt Üreticileri Birliği Başkanı Şaban Çetizli, Kaymakam Aziz İnci'ye İnegöl'deki bazı süt üreticilerinin çabuk bozulmaması için sütün içerisine çamaşır sodası kattığını söyledi. Çetizli, bu konuda ciddi sıkıntıları olduğunu, eskiye nazaran çamaşır sodası kullanan üreticiler azalsa da henüz tamamen temizleyemediklerini ifade etti. Günlük 70 ile 80 ton sütün üretildiği İnegöl'de bunu aşmak için bir analiz cihazına ihtiyaç olduğunu belirten Şaban Çetizli hem Kaymakam Aziz İnci'den hem de bu konuda duyarlı işadamlarından yaklaşık 10 bin TL'lik bu yatırım için destek istedi.

Denetimler çok iyi yapılmalı

Acil önlem alınması gerektiğini ifade eden Kaymakam Aziz İnci de bu konunun üzerine gideceklerini ifade etti. Süte karıştırılan çamaşır sodasını 'Sağlık Terörü' olarak nitelendiren İnci, İnegöl'ün bir sanayi şehri olduğu kadar önemli bir tarım şehri de olduğuna dikkat çekti. İnci, "İnegöl'de günlük 70 tonun üzerinde süt üretiliyor. Kayda alınan miktar var, bir de kayıt dışı bir miktar var. Maalesef denetim altında tuttuğumuz, sürekli gözetim altında olan gıdaların yanında, adına gıda terörü diyebileceğimiz, her türlü insani ölçüden uzak üretim ve satışlar da yapılabiliyor. Konumuz da bunlarla mücadele etmek. Hem kayıpları önlemek için bunları kayıt altına almamız gerekiyor hem de vatandaşın sağlığı ve hayatıyla çok yakından ilgili olan gıda terörü dediğimiz yanlış uygulamaların önlenmesi açısından bir işbirliği yapmamız gerekiyor. Kontrollerimizi ve denetimlerimizi hem mesleki hem de kamu kurumlarımızın çok iyi yapması gerekiyor" dedi.

Uyuma güçlüğü çekenler için kafeinsiz çay

Rize Ticaret Borsası (RTB) Başkanı Mehmet Erdoğan, akşamları çay içtikten sonra uyuma güçlüğü çekenler için "kafeinsiz" çay üreteceklerini söyledi.


RİZE - AA - Rize Ticaret Borsası (RTB) Başkanı Mehmet Erdoğan, borsa binasında gazetecilere yaptığı açıklamada, çeşitli üniversitelerde yaptıkları anket çalışmasında öğrencilerin çay içtikten sonra uyku sorunu yaşayacakları düşüncesi ile akşam çay içmedikleri sonucunun ortaya çıktığını belirtti. 

"Akşam çay içme, uykun kaçar" sözünün öğrenciler arasında çok yaygın olduğunu ifade eden Erdoğan, "Öğrenciler akşamları çay içmiyor. Aileler çocuklarına okula kalkamayacak diye çay vermiyor. Bunda çaydaki kafeinin uykusuzluğa yol açtığı düşüncesi hakim. Bu nedenle kafeinsiz, düşük ve yüksek kafeinli üç çeşit çay üreteceğiz. Düşük kafeinli çayı 'Akşam Çayı' olarak adlandıracağız. Kafeinsiz çay ile insanlar artık çay içtikten sonra uyku problemi çekmeyecek hem de çaydan aynı tadı ve zevki alacak" dedi. 

Farklı projelerle Türk çayının dünya piyasasında hızla yükselmesini hedeflediklerini kaydeden Erdoğan, "ÇayTürk insanı için vazgeçilmez bir gerçek. Her zaman soframızda, işimizde her yerde yanı başımızda. En sıcak dostumuz ancak Türk çayının toplanmasından, demlenmesine, sunumuna kadar birçok sorunu olduğu gerçeğinden de kaçamayız. 'Çay Tadımcılığı' ve 'Çay Demleme ve Sunum Uzmanı Yetiştirme' projeleri ile pazara önemli katkı sağladık. Artık insanların damak tadına ve beklentilerine uygun çaylarla dünya piyasasında yerimizi almak istiyoruz" diye konuştu. 

Erdoğan, gelişen gıda sektöründe Türk çayının da 2023 yılında önemli markalardan biri olabilmesi için yenilikleri devreye sokması gerektiğini sözlerine ekledi. 

Hazır kıymalarda büyük tehlike

Kırmızı rengine aldanarak 'yağsız' diye aldığınız kıymalar hileli çıkabilir. Az kıymaya bol sakatat katan hileciler, içine bir de kırmızı boya basıp, vatandaşı kandırıyor.


Gıda skandallarıyla sarsılan Türkiye'de hilelerin ardı arkası kesilmiyor.
Denetimlere ve yaptırımlara rağmen vatandaşın sağlığı ile oynamaktan vazgeçmeyen hileciler, elini hazır kıymadan çekmiyor. Öyle ki, gözünü para bürümüş hileciler, kâr amacıyla iftar sofralarına bile hile bulaştırıyor. İçinde bulunduğumuz Ramazan ayında hazır kıymalarla ilgili şikayetlerde artış yaşanıyor.

Bir tüketici, hazır kıymadaki gıda boyasına dikkat çekiyor. Hazır kıyma ile yapılan yemeğin kırmızıya boyandığını söyleyen tüketici, bakın neler anlatıyor: "Annem iftarda sulu köfte yaptı. Yemek turuncuya boyandı. Eli nereye değse kıymadaki boya yağlı boya gibi çıktı. İnsan sağlığı ile nasıl oynanıyor siz düşünün. Bizim aldığımız kıymaya gıda boyası konulmuş."

'CAN BOĞAZDAN GİDİYOR'

Türkiye Yemek Sanayicileri Dernekleri Federasyonu (YESİDEF) Başkanı Hüseyin Bozdağ da, hazır kıymalarla ilgili olarak TAKVİM'e önemli açıklamalarda bulundu. Hazır kıymaya konulan boyanın insan sağlığına zararlı olabileceğine dikkat çeken Bozdağ, "Her türlü katkının uzun vadede sağlığa büyük zararları var. 'Can boğazdan gelir' lafı artık 'Can boğazdan gidiyor'a döndü. Hastanelerin önünde uzun kuyrukların olması tesadüf değildir" dedi. Hilecilerin hazır kıymaya böbrek, karaciğer ve akciğer gibi sakatatlar da koyduğunu söyleyen Bozdağ, "Sakatatın rengi açık olduğu için boyama gereği duyuyorlar. Bu sakatatlar zararsız gibi görünse de ortada bir hile var. Nasıl ki, 'Yüzde 100 dana eti' denilen sucukta tavuk eti bulundu; firmalar afişe edildi, bu da aynı şekilde bir hileciliktir" diye konuştu.

GIDA BOYASI BÖBREKLERİ VURUYOR

Doğal yollarla üretilen renklendiriciler pahalı olduğu için kimyasal metodlarla sentetik olarak üretilen gıda boyalarına başvuranlar, göz göre göre sağlığımızla oynuyor. Doğal renklendiriciler pahalı olduğu için, hilecilerin ucuz sentetik boyaları kullandığı belirtiliyor. Sentetik gıda boyası, başta böbrek tümörü olmak üzere kurdeşen, rinit, alerji, hiperaktivite, kromozom hasarı, karın ağrısı, bulantı ve kusma, hazımsızlık ve iştahsızlığa yol açıyor. Sentetik gıda boyası kıymanın yanı sıra unlu gıdalar, pasta, tatlı, çerez, dondurma, içecek, konserve balık ve hazır çorba gibi gıdaların üretiminde de kullanılıyor.

'İÇİNDEKİLER' BÖLÜMÜNÜ İNCELEYİN

Aldığımız gıdalarda hangi renklendiricilerin kullanıldığını nereden bilelim?' diye soranlara uzmanlar şu yanıtı veriyor: "Mutlaka gıda maddelerinin etiketine bakın. Etikette hangi katkı maddesinin hangi amaçla kullanıldığı yazmaktadır. Örneğin; bir alkolsüz içecekte içindekiler bölümünde şu ifadeleri bulabilirsiniz: İçindekiler: Su, şeker, kola üzütü, renklendirici (E160a) gibi. Katkı maddeleri uluslararası E kodu ile gösterilir.

GDO'cular insanları kobay yerine koyuyor


                    GDO'cular insanları kobay yerine koyuyor

Son zamanlarda GDO'lu ürünler konusu yeniden gündeme gelirken bazı haber ve yorumlarda kamuoyuna yanlış bilgiler verildiğini belirten TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, yayımladığı bir bildiri ile "Karşı çıktıkları noktanın tüm insanlığın ve doğanın kobay olarak kullanılması"olduğunu bildirdi.


Bugün GDO’lu tohumlar da insanlık yararına çok güçlü aşılar, şeker hastaları için insülin gibi ürünler de modern biyoteknoloji vasıtasıyla üretiliyor. Yoğurt, peynir, sirke gibi pek çok ürünü klasik biyoteknoloji ile alıyoruz. Kimse biyoteknoloji ürünlerini toptan reddetmiyor. İtirazımız GDO’lu tarım ürünlerinin abartılı ve gerçekle bağdaşmayan bir şekilde reklamının yapılması, olumsuzlukların görmezden gelinerek tüm insanlığın ve doğanın kobay olarak kullanılmasınadır.